Katılım bankası nedir? Katılım bankacılığı nasıl çalışır?


Bankacılık başlığı altında bu sefer geç kalınmış bir başlığa yer vermek istiyorum. Bu yazımda katılım bankası nedir ve katılım bankacılığı nasıl çalışır? Temel katılım bankacılığı enstrümanları nedir ve dünyada ve Türkiye’deki katılım bankalarından bahsederek bu konu hakkındaki tüm muhtemel sorulara yer vereceğim.

Her şeyden önce konuya yabancı olanlar için faaliyet alanlarına göre banka türlerinden bahsedelim.

  • Mevduat bankaları (Türkiye İş Bankası, Akbank vs.)
  • Katılım bankaları (Vakıf Katılım, Albaraka vs.)
  • Yatırım ve kalkınma bankaları (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, TurkishBank vs.)

Faaliyet alanlarına göre bankaları gördükten sonra dikkat edilmesi gereken bir diğer ayrım kamu ve özel banka ayrımıdır. Sermaye payı olarak devlet ağırlıklı bankalara kamu bankaları, özel sektör payı yüksek olan bankalara ise özel bankalar denir.

Bu kadar genel bilgiden sonra şimdi gelelim asıl konumuz olan katılım bankası nedir ve katılım bankacılığı nasıl çalışır başlıklarıyla tüm soru işaretlerini giderelim. Katılım bankacılığı hakkında internet ortamındaki en kapsamlı ve bilgilendirici yazının bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Katılım bankası nedir?

Katılım bankacılığı temel prensip olarak faizsiz bankacılık ilkesine dayanır. Faizsiz bankacılık nedir dediğimizde aslında bu ilkenin bir gereği olarak mevduat bankalarından farklı enstrümanlar kullanıldığını görüyoruz. Ancak iktisadi olarak konuya yaklaşacak olursak temelde mevduat bankalarına eş veya benzer çözümler sunulur. Hatta değineceğim bazı noktalarda siz de göreceksiniz ki, özellikle atıl fonların yani yastık altında muhafaza edilen fonların ekonomik sisteme katılmasında katılım bankaları önemli bir rol üstlenir.

Halk arasında İslami Bankacılık olarak tanımlanan katılım bankaları ekonomik açıdan önemli bir görev üstlenir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, gelişmiş ülke olmanın koşullarından bir tanesi bankacılık sisteminin gelişmiş olması ve nakit paranın mümkün olduğunca az kullanılmasıdır. Katılım bankaları, birikimlerini faiz piyasasından uzak tutmak isteyen mevduat sahiplerini ve fon ihtiyacı olan ancak bunu faiz piyasasından sağlamak istemeyen kişileri bir araya getirerek, finans piyasalarındaki bir boşluğu doldurur. Bu sayede hem atıl durumdaki fonlar ekonomik hayata kazandırılır hem de katma değer yaratılır.

Katılım bankacılığı nasıl çalışır?

Katılım bankaları faizsizlik prensibi dışında aslında mevduat bankaları ile oldukça benzer şekilde çalışır. Yani temelde yine fona ihtiyaç duyan banka müşterileri ev veya araba alırken katılım bankalarını tercih edebilir. Ancak katılım bankalarının fon toplama şekilleri farklıdır. Mevduat bankaları faiz kazancı vaad ederek fon toplarken, katılım bankaları kar payı vaad ederek fon toplamaktadır. Peki bunun sonucu nedir?

Mevduat bankalarında faiz getirisi yani faiz kazancı anlaşmanın başında belirli iken katılım bankalarında kazanç kavramı vade sonunda kar payı olarak ortaya çıkar. Banka ne kadar kar elde ediyorsa, müşterilerine onu yansıtır. Hatta Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKKB)’nin hazırladığı bir tanıtım dokümanına göre, katılım bankası zarar ederse, müşterisi zarara da katılmış sayılır. Yani kar payı önceden %100 doğruluk ile belli değildir. Gerçekleşen somut olaylar neticesinde önceden hesaplanandan farklı getiriler elde edilebilir.

Faizsizlik prensibi yani faizsiz bankacılık ilkesi ise üç maddede açıklanır. Faizsiz bankacılık nedir dediğimizde karşımıza çıkan üç madde şudur;

  1. Birikim sahiplerinden fon toplarken faizde olduğu gibi sabit bir getiri taahhüt etmemek,
  2. Fona ihtiyaç duyanlara nakit olarak kredi vermeyip, malı peşin alıp vadeli olarak satmak veya ortaklık kurmak,
  3. Her türlü bankacılık çözümlerinde faizin her çeşidinden kesinlikle kaçınmak.

Burada bir örnekle katılım bankalarının çalışma prensibinden bahsedelim. Aşağıda katılım bankacılığı terimleri kısmında daha detaylı şekilde yer vereceğim örnek bir kavram var. Murabaha olarak tanımlanan bu terim sadece katılım bankacılığına özgü. Bir KOBİ’nin ihtiyaç duyduğu bir makine olsun. Bu makineyi almak için KOBİ’nin iki alternatifi var. Ya mevduat bankasına giderek kredi çekecek yani faiz sisteminden fon kullanacak. Ya da bir katılım bankasına gidecek. KOBİ, katılım bankasına gittiğinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra ilgili katılım bankası, KOBİ’nin ihtiyaç duyduğu makineyi satın alıp, KOBİ’ye vadeli olarak satar. Veya işlemin hacmine göre KOBİ ile bir ortaklık anlaşması imzalar. İşte bu hizmet türüne, katılım bankacılığında murabaha denir.

Aslında burada dikkat çekmek istediğim konu, katılım bankacılığı hakkındaki yanlış bilinen bir önyargıyı açıklığa kavuşturmak. Katılım bankası demek sadece “faizsiz bankacılık” demek değildir. Katılım bankası demek, mevduat bankalarından farklı şekilde fon toplayan banka demektir. Yani yine fon sahipleri ile fona ihtiyaç duyanları bir araya getiren kurum statüsündelerdir. Farklı şekillerde fon toplamanın bir sonucu olarak başta murabaha olmak üzere kendine hizmet ve çözümler de beraberinde karşımıza çıkmaktadır.

Dünyada ve ülkemizde katılım bankacılığı

Katılım bankacılığının tarihçesi dünyada 1960’lı yıllara kadar uzanır. İlk örneği Mısır Kahire’de karşımıza çıkıyor. Keynesyen ekonominin çöküşü olarak gösterilen meşhur 1970 petrol şokları sonrasında Arap dünyası yeni bir bankacılık arayışına başlamış ve faizsiz prensiplere dayanan katılım bankası ortaya çıkmıştır. Nasser Social Bank olarak adlandırılan ilk katılım bankası örneğinden sonra 1975 yılında 43 müslüman ülkenin katılımıyla İslam Kalkınma Bankası (Islamic Development Bank) faaliyetlerine başlamıştır. Bugün İslam Kalkınma Bankası’nın 57 üyesi bulunmaktadır. Türkiye, İslam Kalkınma Bankası’na %6.45 pay ile üye ülkeler arasında yer almaktadır.

Batı dünyasında ise 1980 döneminde Citibank, HSCB, Union Bank of Switzerland, Kleinwort Benson, ANZ Grindlays, Goldman Sachs, Islamic Bank of Britain gibi finans kuruluşları ve bankalar, katılım bankacılığı çözümleri sunmaya başlamışlardır.

Yine dikkat çekmek istediğim bir diğer konu ise aslında katılım bankacılığının ülkemiz topraklarında çok daha eskiye uzandığına dair bazı bilgiler mevcut. Katılım bankacılığı esasında 19. Yüzyıl öncesindeki Osmanlı İmparatorluğu topraklarında örnekleri görülen para vakıfları ile son derece benzer özellikler taşımaktadır. 1456 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafında İstanbul’da kurulan bir para vakfı, Yeniçeri askerlerinin beslenmeleri için kasaplardan alınan etin finansmanını sağlama görevini üstlenmişti. 24.000 altın sermaye ile yapılan bu finansman, temelde faizsiz şekilde katılım bankacılığının tarihçesi içerisinde yer almaktadır. Zaman içerisinde ise para vakıfları yeni bankacılık sistemleri karşısında etkinliğini kaybetti.

Türkiye’deki katılım bankaları ve tarihi

1983 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Özel Finans Kuruluşları’na (ÖFK) izin vermesiyle birlikte katılım bankacılığının önü açılmıştır. Ülkemizdeki ilk katılım bankası örneği 1985 yılında faaliyete geçen ve bugün halen faaliyetlerine devam eden Albaraka Türk’tür. Günümüzde, Türkiye Katılım Bankaları Birliği’ne bağlı beş (5) adet katılım bankası vardır. Bunlar;

  1. Albaraka Türk
  2. Kuveyt Türk
  3. Türkiye Finans
  4. Ziraat Katılım (İlk kamu katılım bankası olma özelliği taşımaktadır)
  5. Vakıf Katılım

2017 yıl sonu verileri ile baktığımızda yukarıda sayılı beş katılım bankasının ülke genelinde 1032 şubesi ve yaklaşık 15.000 çalışanı vardır. Ülkemizde katılım bankaları son yıllarda mevduat bankalarında daha hızlı ve büyüme trendi içerisinde yer almaktalar. Özellikle KOBİ’lerin katılım bankaları tercihi dikkat çekmektedir. 2016 ve 2017 yılı karşılaştırmalarında aktif büyüklük %19 artış göstermiş, karlılık oranı ise %31 yükseliş göstermiştir. Tüm bankacılık sektörü arasında en yüksek büyüme oranları son yıllarda katılım bankalarında karşımıza çıkıyor.

Bu yükselen trendin arkasında elbette farklı sebepler var. Ancak en önemlilerinden bir tanesi, tıpkı mevduat bankalarında olduğu gibi, katılım bankalarında gerçek kişilerin açtırdığı cari hesapların 100.000 TL’ye kadar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) garantisi kapsamında olmasıdır.

Katılım bankacılığı terimleri (Enstrümanları)

Katılım bankaları kendilerine has fon toplama yöntemleri sebebiyle kendi ürün ve hizmetlerini geliştirmiş, bu süreçte mevduat bankalarından farklı kavramlar ortaya çıkmıştır. En çok merak edilen kavramlara aşağıda ver verdim. Bu kavramlar aynı zamanda katılım bankacılığı enstrümanları olarak da bilinir.

  • Murabaha (Finansal alım-satım desteği)
  • Muşareke (Kar – zarar ortaklığı)
  • Mudarebe (Emek – sermaye ortaklığı)
  • İcar (Finansal kiralama)
  • Faizsiz Bireysel Emeklilik Sistemi
  • Karz-ı Hasen (Güzel Borç/Faizsiz Ödünç)
  • İstisna (Eser Sözleşmesi)
  • Selem (Peşin ödeme ve vadeli mal satışı)
  • Sukuk (Katılım bonosu)
  • Tekafül (Katılım sigortası)
  • Yatırım Vekaleti

Bankadan bankaya ufak farklılıklar söz konusu olabilir ancak dünya çapında en yaygın kullanılan ve ülkemizde de gördüğümüz enstrümanlar bunlar.

Özet

  • Kronolojik olarak ele aldığımızda Osmanlı İmparatorluğu içerisinde kurulan para vakıfları, katılım bankacılığının prensip olarak görüldüğü ilk finans kuruluşları olarak karşımıza çıkar.
  • Katılım bankacılığı, 1970 ve sonrasında tüm dünya ve ülkemizde örneklerini gördüğümüz, diğer bankacılık faaliyetlerine kıyasla yeni gibi görülen ancak uzun süredir ekonomik hayatın içerisindeki bir anlayıştır.
  • Katılım bankacılığının farkı, fon toplama aşamasında karşımıza çıkmaktadır. Fon toplama aşamasındaki farklılık dışında mevduat bankaları gibi bireysel ve ticari çözümler sunulur.
  • Faizsizlik prensibinin uygulandığı bir bankacılık türüdür. Bu sebeple “İslami Bankacılık” olarak tanımlanır.
  • Tarihsel olarak ülkemizdeki ilk katılım bankası örneği 1985 yılında faaliyete geçen Albaraka Türk bankasıdır. TCMB’nin ÖFK’lara izin vermesiyle karşımıza çıkmıştır.
  • Ülkemizde Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) isimli ve bu alanda bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu bulunmaktadır. Katılım bankaları TKBB’ye üyedir.
  • Türkiye’de TKBB üyesi olan beş adet katılım bankası mevcuttur.
  • İlk kamu katılım bankası Ziraat Katılım’dır.
PAYLAŞMA SEÇENEKLERİ

Muhasebe karı ve iktisadi (ekonomik) kar nedir? Nasıl hesaplanır?


Maliyet teorisi kapsamında karşımıza çıkan muhasebe karı ve iktisadi (ekonomik) kar ayrımını beraberindeki kavramlarla birlikte ele alacağımız bir yazı ile karşınızdayım. Bu yazımda örtük maliyet, açık maliyet, aşırı kar, pozitif iktisadi kar, sıfır iktisadi kar, normal kar gibi kavramlarla birlikte muhasebe karı ve iktisadi kar nedir sorusuna cevap vereceğiz.

Muhasebe karı ve iktisadi kar kavramları mikro iktisat başta olmak üzere muhasebe ve işletme derslerinde de mutlaka karşınıza çıkmıştır. Tek bir yazı ile tüm bu sınavlarda işinize yarayacak bilgileri toparlayacağım ayrıca güzel bir genel kültür bilgisi olduğunu da kabul edelim. Şimdi konuya girelim.

Maliyet nedir?

Hemen hepimizin bu soruya vereceği bir cevap vardır. Ve eminim ki çoğu doğrudur. Ancak akademik bir cevap vermek gerekirse maliyet, üretim sürecinde girdi ile çıktı arasındaki parasal ilişkidir. Bir firmanın üretim yapabilmesi için üretim faktörlerine ihtiyacı vardır. Üretim faktörlerinin bir fiyatı olması sebebiyle firma her kullandığı üretim faktörüne bir bedel öder. Ödenen bu bedellere maliyet denir.

Ancak maliyet kavramı ve kar kavramları bir araya geldiğinde iktisat ve muhasebe disiplinleri bize farklı şeyler söyler. Hemen gözünüz korkmasın. Aslında oldukça kolay bir ayrım var. Şimdi bu ayrımı yapalım ve konuyu tatlıya bağlayalım. Şöyle ki;

Muhasebe karı = Toplam hasılat – Açık maliyet

İktisadi (ekonomik) kar = Toplam hasılat – (Açık maliyet + Örtük maliyet)

Şimdi örnek bir senaryo oluşturalım. Bir üretim tesisi açmak isteyen iki ortak olsun. Halı fabrikası açmak istiyor olsunlar. Bu ortakların toplam paraları 300.000 TL olsun. Ortakların birde kendilerine ait boş bir fabrika binası olsun. Senaryomuza göre bu iki ortak, bir üretim yapacaklar ve üretim sürecinde maliyet başlığında bahsettiğim gibi üretim faktörleri için bedel ödeyecekler. Ancak bazı üretim faktörlerine zaten sahipler. Yani sahip oldukları üretim faktörleri için bedel ödemeyecekler. Sahip olmadıkları üretim faktörlerine ise bedel ödeyecekler. Üretim faktörlerini kısaca hatırlayalım:

  • Emek (Sahip değiller, işçi çalıştırmak zorundalar)
  • Sermaye (300.000 TL nakit sermayeleri ve fabrika binaları var ancak makineleri yok)
  • Doğal kaynak (Sahip değiller üretim için hammadde almak zorundalar)
  • Girişimci (İki ortağın kendisi)

(Bu konuda daha detaylı bilgi için Üretim faktörleri (kaynaklar) nelerdir? başlıklı yazıma bakabilirsiniz.)

Gelelim bizim iki ortağında sahip olmadığı ve ihtiyaç duydukları, bedel ödemek zorunda oldukları üretim faktörlerine. Ortaklarımızın nelere ihtiyacı var?

  • İşçi (Halı fabrikası kuruyoruz ve çok sayıda işçiye ihtiyacımız var)
  • Makine (Halı dokuma makinelerine ihtiyacımız var)
  • Hammadde (Pamuk, iplik, boya gibi üretimde ihtiyaç duyulanlar)

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için iki küçük kavramın tanımını vermek gerekiyor. Şimdi bu iki tanımı verelim.

Açık maliyet nedir?

Açık maliyet, üretim sürecinde sahip olunmayan üretim faktörlerine yapılan ödemelerdir. İşçi ücretleri, satın alınması gereken hammadde ve makineler açık maliyet kavramının en güzel örneğidir. Diğer bir ifade ile açık maliyet, muhasebe kayıtlarında gider olarak gösterilebilen maliyet kalemleridir. Açık maliyet, herkes tarafından görülüp, dışarıdan fark edilebilen bir maliyet türüdür.

Örtük maliyet nedir?

Örtük maliyet (bazı kaynaklarda gizli maliyet), üretim sürecinde sahip olunan üretim faktörlerinin fırsat maliyetidir. Muhasebe kayıtlarında görünmeyen, bizim örneğimize göre üretim tesisi açmak yerine mevcut kaynakları başka yerlerde kullanma fırsatının maliyetidir. Muhasebeciler için hiçbir anlam ifade etmeyen ancak iktisatçıların dikkate aldığı bir kavramdır. İşte görünmeyen bu tutarlar, örtük maliyet olarak adlandırılır.

(Eğer fırsat maliyeti kavramıyla ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz Fırsat maliyeti (alternatif maliyet) nedir? başlıklı yazıma bakabilirsiniz.)

Senaryomuz hazır. Şimdi gelelim muhasebe karı ve iktisadi (ekonomik) kar ayrımına. Muhasebe ve İktisat birbirlerinden oldukça farklı disiplinler. Sokak diliyle konuşmak gerekirse, muhasebeci kafası ve iktisatçı kafası birbirlerinden farklı.

Muhasebe karı nedir? Muhasebe karı nasıl hesaplanır?

Muhasebe karı bize diyor ki; her ay kasaya giren para miktarından (toplam hasılat), kasadan çıkan paranın farkını alalım. Yani halı fabrikamızı kurduk, ilk ay 80.000 TL’lik halı sattık. Toplam hasılatımız 80.000 TL. Üretim sürecinde bize ait olmayan ve para ödeyerek sahip olduğumuz üretim faktörlerine ise (işçi ücretleri, hammadde ve makine taksitleri) 50.000 TL ödedik. Yani açık maliyet tutarımız 50.000 TL. Dolayısı ile Muhasebe karı da 30.000 TL’dir. Tutarları yerine koyduğumuzda sonucun 30.000 TL çıktığını siz de görebilirsiniz.

Muhasebe karı = Toplam hasılat – Açık maliyet

İktisadi kar nedir? İktisadi (ekonomik) kar nasıl hesaplanır?

İktisadi kar ise direkt olarak fırsat maliyetiyle ilgileniyor. Sadece her ay düzenli olarak para ödenen üretim faktörleriyle ilgilenmiyor. Aynı zamanda sahip olunan ve bedel ödenmeyen üretim faktörlerinin fırsat maliyetini de hesaba katıyor. Nasıl yani?

İktisadi kar yani ekonomik kar kavramına göre, iki ortak bir üretim tesisi açmak yerine gidip başka bir firmada işçi veya yönetici olarak çalışıp maaş alabilirdi. Kişi başı 5.000 TL’den toplam 10.000 TL’lik bir fırsat maliyeti söz konusu. Yine sahip olunan bir başka üretim faktörü 300.000 TL nakit para. İktisadi kar der ki, o parayla üretim tesisi kurmak yerine gidip bankada vadeli hesaba yatırıp her ay 10.000 TL faiz geliri elde edebilirdin. Elde etmekten vazgeçtiğin 10.000 TL faiz geliri senin fırsat maliyetindir. Veya sahip olduğumuz boş fabrika binasını kullanmak yerine o binayı 10.000 TL’ye kiraya verebilirdin. Ancak sen gittin o binayı kullandın ve her ay elde edebileceğin 10.000 TL kiradan vazgeçtin. Fabrika binasının fırsat maliyeti ise 10.000 TL’dir.

Hatırlarsanız ilk ay 80.000 TL’ye halı satmıştık. Sahip olmadığımız üretim faktörleri için (işçi ücretleri, hammadde ve makine taksitleri) 50.000 TL ödemiştik. Sahip olduğumuz üretim faktörlerinin fırsat maliyeti ise 30.000 TL. Şimdi yukarda verdiğim iktisadi kar formülünde bu tutarları yerine koyduğumuzda sıfır çıktığını görüyoruz. Yani iktisadi kar açısından kar etmemiş oluyoruz. Ancak muhasebe tarafından konuya baktığımızda 30.000 TL muhasebe karı görünüyor.

İktisadi (ekonomik) kar = Toplam hasılat – (Açık maliyet + Örtük maliyet)

Konunun özü bu ancak ufak bir iki detay daha var. Sizin de fark edebileceğiniz gibi muhasebe karı kavramında göre 30.000 TL kar elde ettiğimiz bir durumda, iktisadi kar kavramına göre aslında ortada herhangi bir kar durumu söz konusu olmuyor. Çünkü örtük maliyet ile muhasebe karı birbirine eşit oluyor. Yani buradan hareketle şöyle bir eşitli elde ediyoruz.

Sıfır iktisadi kar = Normal kar

Örneğimize göre toplam hasılatımız ilk ay 80.000 TL yerine 100.000 TL olsaydı yani 100.000 TL’lik halı satmış olsaydık bu durumda muhasebe karı 50.000 TL çıkar, iktisadi kar ise 20.000 TL çıkardı. Böyle bir durumda ise aşağıdaki gibi bir eşitlik elde ederdik.

Pozitif iktisadi kar = Aşırı kar
(Örtük maliyetin üzerindeki muhasebe karına aşırı kar denir)

Ve son olarak, ilk ay 80.000 TL değil, 100.000 TL değil sadece 70.000 TL’lik toplam hasılatımız, halı satışımız olsaydı ne olurdu? Bu durumda muhasebe karı 20.000 TL iken iktisadi kar -10.000 TL olurdu yani iktisadi kar açısından zarar etmiş olur ve şöyle bir eşitli elde ederdik.

Negatif iktisadi kar = Zarar

Özet olarak

  • Muhasebe karı ve iktisadi (kar) kavramları birbirlerinden farklıdır.
  • Bu farklılığın sebebi iki farklı disiplinin kar kavramına farklı açılardan bakmasından kaynaklanır.
  • Muhasebe karı sadece açık maliyetleri yani muhasebeleştirilebilen maliyet kalemlerini dikkate alır.
  • İktisadi (ekonomik) kar kavramı ise hem açık hem de örtük maliyetleri dikkate alır.
  • Örtük maliyet, sahip olunan, bir bedel ödenmeyen üretim faktörlerinin fırsat maliyetine eşittir.
  • Aynı veriler ile muhasebeye göre kar ediyor gibi görünürken, iktisadi açıdan aslında zarar ediliyor olunabilir.
PAYLAŞMA SEÇENEKLERİ

Dolar nasıl düşer? Doların düşmesi için yapılması gerekenler


Daha önce “dolar neden yükselir” başlıklı bir yazımda döviz kuru ve özellikle doların yükselme sebeplerine detaylıca yer vermiştim. Şimdi ise özellikle konjonktürel durumu dikkate alarak dolar nasıl düşer, döviz kuru nasıl eski haline döner ve doların düşmesi için yapılması gerekenler temalı bir yazıyla bu konu hakkındaki tüm soru işaretlerini gidermek istiyorum.

Uzun bir aradan sonra tekrar bloguma yazı yazmak gerçekten oldukça mutluluk verici. Neredeyse son bir yıldır yoğun ders çalışma modundayım. Umarım aklınızdaki soru işaretlerini giderebileceğiniz bir yazı olur. Şimdi başlayalım.

Bildiğiniz gibi 2015 yılından bu yana ülkemizde döviz kuru dikkat çeken bir yükselme trendinde. Özellikle doların düşmesi için büyük bir talep var. Yaşanan son gelişmeler ile birlikte artık kritik kabul edilebilecek seviyelere kadar yükseldiğini söyleyebiliriz. Mayıs 2018 itibariyle neredeyse her geçen gün dolar kendi rekorunu kırıyor. Türk Lirası (₺) Dolar ($) karşısında değer kaybediyor. Bu yükselişin ve TL’nin değer kaybetmesinin oldukça temel sebepleri var. Her zaman olduğu gibi ben konuyu sadece akademik açıdan ele alacağım. Temel dayanak noktamız sadece bir tane. O ise ülkeye doların girmesi gerek. Peki ama nasıl? Bir ülkedeki dolar miktarı nasıl artar?

Yine detaylara girmeden temel arz-talep denkleminden kısaca bahsedelim. Doların düşmesi için ve düşük seviyede kalması için ihtiyacımız olan tek şey, ülkedeki doların bollaşması, insanların satın almak isteyeceğinden daha fazla doların ülkemizde bulunması gerekiyor. Talep kanunu der ki, bir şey ne kadar bol olursa o kadar ucuzlar.

Ülkedeki dolar miktarı nasıl artar?

Talep kanundan hareketle yapılması gereken en önemli şey, ülkedeki dolar miktarını arttırmak ve bu sayede doların düşmesini sağlamak olduğunu biraz önce belirttim. Peki ama bir ülkedeki dolar miktarı nasıl artar? Ülkeye dolar başta olmak üzere, dövizin girmesi nasıl sağlanır? Ana başlıklar halinde bir ülkedeki dolar miktarını arttırmak için neler yapılması gerektiğini sıraladım. Şimdi hepsine detaylı olarak bakalım.

  • Siyasi istikrar
  • Dış ticaret fazlası (İhracat > İthalat)
  • Döviz rezervi satmak
  • Yabancı yatırım
  • Turizm
  • Dış borç almak

Dolar nasıl düşer? – Siyasi istikrar ilişkisi

Aslında başlıktan da anlaşılabileceği üzere bu son derece basit bir konu. Eğer ülkede siyasi istikrar ve denge hem ülke içine hem de dışarıya güven vermez ise sadece döviz piyasası değil tüm ticari faaliyetler optimum noktada olmaz. Ülke, potansiyelinin altında bir seviyede kalır. Son yıllarda sıkça yapılan seçimler ve erken seçim kararları da döviz piyasası tarafından hoş karşılanmaz.

Seçim ekonomisi olarak tanımlanan bir harcama türü var. Seçimler ülkeler için oldukça maliyetlidir. Benzetmek gerekirse seçim dönemlerinde hükumetler kesenin ağzını açar. Kamu harcamalarını arttırır. Kamu harcamaların artması ülkede parasal bir genişleme anlamına gelir. Parasal genişleme ise ülkede dolaşımdaki yerli para miktarını artırır. Ve bu dolaylı olarak yerli para biriminin dolar karşısındaki değerini düşürme yönünde baskı yapar.

Dolar nasıl düşer? – Dış ticaret ilişkisi

Ülkemizin kanayan yarası olan dış ticaret açığı aslında doların yükselmesinin en önemli sebebi. Hesap oldukça basit. Dışarıya satılan mal miktarı yani ihracat, dışarıdan alınan mal miktarından yani ithalattan fazla olursa, ülkendeki yabancı para miktarı artar, yerli para yabancı para karşısında değer kazanır ve dolar kuru düşer.

Ülkemizde ise 1948 yılından bu yana sürekli olarak dış ticaret açığı verilmekte. Yani her yıl ithalatımız, ihracatımızdan daha fazla olmakta. En basit anlatımla bu şu demek, dışarıya 10 Dolar değerinde mal satarken, her yıl dışarıdan 10 Dolardan daha fazla mal alıyoruz. Dolayısıyla ülke içerisinde dolar kalmıyor, birikmiyor. Dolar kıtlaşıyor ve dolar kuru yükseliyor.

Katma değerli üretim, ithalata bağlı olmayan üretim ve dış piyasaya yönelik üretim buradaki sihirli kelimelerimiz.

Dolar nasıl düşer? – Döviz rezervi satmak

Popülist bir söylem olarak sürekli karşımıza çıkar. “Merkez Bankası dolar satsın!” veya “Merkez Bankası kasasında tonlarca dolar var!”. Ancak bu dışarıdan bakıldığı kadar basit bir konu değil. Evet ülkelerin merkez bankaları yerli para birimi dışında Dolar ve Euro gibi dövizleri ve altın gibi değerli madenleri rezerv olarak tutar. Ancak rezerv saklama uygulaması, doların her an ekonomiye dahil edilebileceği anlamına gelmez.

Merkez bankalarının piyasaya döviz sürmesi ve piyasadaki dolar miktarını arttırması elbette mümkündür. Ancak bu asla sürdürülebilir bir yöntem değildir. Çünkü rezerv şeklinde tutulan paraların bir kısmı zorunlu karşılık oranları, bir kısmı özel fonlar şeklinde kategorize edilmiştir. Bu daha çok ufak çapta müdahaleler ve açık piyasa işlemleri (APİ) için veya bankalar arası dengeyi sağlamak için kullanılır.

Dolar nasıl düşer? – Yatırım ilişkisi

Yatırım harcamaları, bir ekonomideki en istikrarsız ve en dengesiz harcama kalemidir. Doların düşmesi için ihtiyaç duyulan şey, yabancı yatırımın ülkeye getirilmesidir. Ancak bu düşünüldüğü kadar kolay değildir. Büyük yatırımları ülkeye çekmek, faiz oranından tutun ülkenin yönetim biçimine kadar çok sayıda değişkenden etkilenir.

Bir hocamız yatırımcıyı “ürkek kedi” olarak tanımlamıştı. Yani yatırımcıyı ülkeye çekmek sanıldığından çok daha zor. Vergi politikaları, diğer ülkelerin faiz oranları, istihdam ve üretim sübvansiyonları ile sektörel istisnalar burada oldukça önemli bir rol oynuyor.

Buna ek olarak yapılan yatırımın türü de son derece önemli. Yabancı kaynaklı her yatırım, aslında ülkeye fayda sağlamıyor. Basit bir ayrım olan Green Field Invesment – Brown Field Invesment kavramları bile yapılan yatırımın etkin olup olmamasını belirliyor.

Dolar nasıl düşer? – Turizm ilişkisi

“Bacasız sanayi” benzetmesini mutlaka duymuşsunuzdur. Turizm, çoğu sektörden çok daha fazla döviz akışı sağlıyor. Yani ülkeye dışarıdan döviz girmesine ve dövizin bollaşmasına sebep oluyor. Bu konuda 2015 verileriyle yapılan dikkat çekici bir çalışma var. 2015 yılında ülkemize gelen turistlerin ekonomimize katkısı Koç Holding’in piyasa değerinin tam 3.5 katı kadar. Koç Holding örneğini vermemin sebebi ise ülkenin en değerli özel şirketi olması.

Ancak turizm sektörünün gelişmesi de başta siyasi olmak üzere çok fazla etkene göre değişkenlik gösteriyor.

Dolar nasıl düşer? – Dış borç ilişkisi

Ülkeler dış borç kaynakları ile ciddi miktarda dövizi piyasaya kazandırabilir. Ancak bu tıpkı merkez bankasının rezervlerini satarak dolar kurunu düşürmeye çalışması kadar yanlış bilinen ve yanlış yorumlanan bir konu. Dış borçlar kısa vadeli olarak bütçe açıklarını kapatmak veya uzun vadeli programlar olarak alınır.

Burada “ülkelerin dostlukları olmaz, çıkarları olur” sözünden faydalanmak istiyorum. Ülkeler ve finansal kuruluşlar, borç isteyen ülkelere kredi sağlarken, bunu genellikle “bağlı kredi” şeklinde verirler. Düşük faizli olarak teklif edilen krediler çekici gelir ancak kredi şartları alınan kredinin bir kısmını işlevsiz hale getirir. Örneğin Japonya düşük faizli kredi vererek ülkeye dolar girişi sağlamayı kabul eder. Ancak şartı şu olur, “sana bu krediyi vereceğim ancak sen de artık daha fazla Toyota ve Toshiba ürünlerini ithal edeceksin”. Borç veren ülkeler bu sayede verdikleri krediyle aslında kendi ülkelerini de destekler.

Dolar düşmezse ne olur?

Dolar kurunun düşmesi için elimizden geleni yaptık. Ancak olmadı doları düşüremedik. Peki şimdi ne olacak? Kısa kısa bunlardan da bahsederek yazının sonlarına yaklaşalım.

1.Dışa kapanma : Ticari faaliyetlerin gelişerek devam etmesi için ülkelerin dışa açılmaları gerekir. Ancak dolar kurunun uzun vadeli olarak yüksek seviyelerde kalması, ülkenin ithalatını azaltır. Dolayısıyla temel ihtiyaçlar dışında yabancı malların ülkeye girişi zorlaşır. Ürün ve hizmet çeşitliliği azalır. Uzun vadede ülke vatandaşlarının refahı için bu istenmeyen bir durumdur.

2. İhracat gelirlerinde nominal artış : Dolar kurunun yükselmesi aslında ihracatı arttırır. Çünkü ülke içerisinde üretilen mallar, yerli paranın değer kaybetmesiyle birlikte yurtdışında ucuzlar. Dolayısıyla ülkenin ithalata bağlı olmayan yerli üretim malları yurtdışında daha cazip hale gelir.

Ancak bu durum sadece %100 yerli ürünlerde karşımıza çıkar. İthalata bağlı ihracat yapılan sektörler döviz kurundan doğrudan etkilenir. Örneğin buzdolabı üreten yerli bir beyaz eşya üreticisi, ürettiği buzdolabının motorunu yurtdışından ithal ediyor ve öyle satıyorsa, ithalata bağlı ihracat yaptığı için dolar kurunun düşmemesi bu tip üreticileri olumsuz yönde etkiler. Yani bir yanılsama ortaya çıkar. Yanılsama dememin sebebi ise şu, yaşanan bu ihracat artışı, açığı kapatmak için yeterli olmayacaktır.

3. Enflasyon : Fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi olarak tanımlanan enflasyon olgusuna biz zaten oldukça alışığız. Dolar kurunun yüksek kalması, ülkedeki diğer tüm parametreler düzgün olsa bile enflasyonist bir baskı yaratır. Çünkü sürekli olarak daha fazla yerli para kullanmaya zorlar. Döviz kurunun artması, ürün ve hizmet fiyatlarına zam olarak yansır. Bollaşan yerli para bu şekilde daha fazla değer kaybeder.

Özet olarak

  • Bir ülkedeki dolar kurunun düşmesi için, o ülkede bol miktar dolar bulunması gerekir.
  • Bahsedilen bu bolluk, ülkede talep edilen dolardan daha fazla dolar olması şeklinde sınırlandırılabilir.
  • Doları sadece FED ürettiği için ABD dışındaki ülkeler dolar elde etmek istiyor ise yapabileceği hamleler aslında oldukça temel düzeyde.
  • İhracat, turizm gelirleri, yabancı yatırımcıların ilgisini çekmek direkt olarak dolar kurunu düşürebilecek şeylerin başında geliyor.
  • Siyasi istikrar ise dolaylı yoldan başta dolar olmak üzere tüm yabancı para piyasasını etkiliyor.
PAYLAŞMA SEÇENEKLERİ

Bitcoin Nedir, Ne İşe Yarar ve Avantajları Nelerdir?


Bitcoin 2009 yılında ortaya çıkmıştır ve her geçene gün değerinin daha da artırmıştır. Bitcoin şimdilerde yönlendirilmeyen bir güç olarak karşımıza çıkmakta. Merkezi bulunmayan bu güç doğal olarak finans, piyasalarını büyük bankerleri ve bankaları oldukça korkutmaktadır. Çünkü Bitcoin herhangi bir kişiye, kuruma ya da ülkeye bağlı değildir. Bitcoin tamamen özgür bir kripto para birimidir. Bu sistem doğası gereği parayı veya sanal parayı bir amaç olmaktan çıkarıp araç haline getirmektedir. Bu bakımdan Bitcoin mevcut olan finansal sitemin görmezden gelemeye çalıştığı ama başaramadığı yeni bir dev teknolojidir. Son alınan verilere göre dünya çapında Bitcoin kullananların sayısı 1 milyona kadar ulaşmış durumda. Bitcoin’in “ -B-“ olarak belirlenmiştir. Bitcoin’in BTC olan kısaltılması tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Bitcoin 2009 yılından beri Satoshi Nakamoto tarafından yaratılmış ve tüm dünyada dolaşımdadır.

Bitcoin Nasıl Üretilir?

Günümüzde Bitcion üretimi yapabilmek için mining yapmanız gerekir. Türkçe karşılığı ile madencilik yaparak bitcoin sanal para birimini üretebilirsiniz. Ancak şu an ki şartlarda elinizde bulunan bilgisayarlar ile bitcoin üretimi yapmak oldukça imkansızdır. Sadece bitcoin üretimi için binlerce makine üretilmş ve bitcoin alanları oluşturulmuştur. Sizler bunun yerine bitcoinin alt türevi olan altcoini üretip istediğiniz gibi bitcoine çevirebilirsiniz. Bitcoin madenciliği yapabilmeniz için öncelikle çok iyi ekran kartı ve bilgisayara ihtiyacınız olacaktır. Güçlü bir CPU ile de madencilik yapabilirsiniz. Günümüz şartlarında bu oldukça verimsizdir. AMD ekran kartına sahip bilgisayarlarda yüksek sayıda kazı yapabilir ve bu para birimlerini biriktirebilirsiniz.

Bitcoin Ne İşe Yarar?

Bitcoin ile internetten rahatlıkla alışveriş yapabilir ya da üretmiş olduğunuz coinleri çeşitli sitelerde Türk lirasına çevirip rahatlıkla harcayabilirsiniz. Ürünlerinizi Bitcoin ile takas ederek ticaret hayatınıza Bitcoin sanal parayı dahil edebilirsiniz.

Bitcoin’in Avantajları Nelerdir?

  • Dijital Para Birimidir. Madde ve Fiziki bir karşılığı yoktur.
  • Bitcoin bir ağ etkileşimdir, herhangi bir merkezi bulunmamaktadır.
  • İnternet ortamında rahatlıkta bitcoin transferi yapılabilir.
  • Aracı veya komisyonu yoktur. Aracı olmadığı için masrafları çok düşüktür.
  • Her yerde kullanılabilir, çevrimdışı hesabınıza kimse müdahale edemez.
  • Kullanım koşulu ön sınırlama, sözleşme şartları gibi sınırlayıcılar yoktur.
PAYLAŞMA SEÇENEKLERİ

Kredi kartıyla Bitcoin nasıl alınır?


Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin son dönemlerde aşırı değerlenmesi sonucu kredi kartıyla Bitcoin nasıl alınır diye merak ediyor olabilirsiniz. Kredi kartıyla Bitcoin almak mümkün şimdi hangi sitelerden kredi kartıyla Bitcoin nasıl alınır sorusuna cevap verelim. Ayrıca bahsedeceğim bazı internet sitelerinden sadece Bitcoin değil, aynı zamanda Ethereum, Dash, Litecoin gibi altcoinleri de almak mümkün.

Ancak yazıya geçmeden önce belirtmeliyim ki ben kredi kartıyla Bitcoin almayı tavsiye etmiyorum. Neden derseniz buna yazının sonunda cevap vereceğim. Çünkü bahsedeceğim sebepler Bitcoin alımına engel değil sadece zorlaştırıcı sebepler.

Kredi kartıyla Bitcoin satan internet sitelerine geçmeden önce, eğer Bitcoin hakkında detaylı bir makale okumak isterseniz buradan konu hakkındaki yazıma ulaşabilirsiniz. Bulut madencilik yaparak Bitcoin kazmak isterseniz buradan HashFlare ile ilgili yazıma ulaşabilirsiniz. Ve son olarak Bitcoin ile değilde altcoinlerle ilgileniyorsanız buradan altcoinlerin nasıl alındığını anlattığım yazıma ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu yazıda banka havalesi ile nasıl Bitcoin alınır sorusunun cevabını da anlattım.

Kredi kartıyla Bitcoin satan internet siteleri

Aşağıdaki internet sitelerini kullanarak kredi kartınızla veya ön ödemeli (debit) kartınızla Bitcoin alabilirsiniz. Hiçbir platformun reklamını yapmıyorum sadece güvenilir kaynakları derledim. Linkler benim referans bağlantımı içermiyor.

  • Cex.io – Şu sıralar son derece popüler bir internet sitesi. Komisyon oranı %0.2 ancak kimlik doğrulama işleminde oldukça detaylı kişisel bilgiler isteniyor.
  • LocalBitcoins – Neredeyse hiçbir kişisel bilgi istenmiyor. Ancak sistemin limitleri var. Yani büyük miktarda Bitcoin almak isterseniz tercih etmeyin.
  • CointedKimlik doğrulaması isteyen Avusturya merkezli bir şirket. Avusturya içerisinde Bitcoin ATM’leri bulunuyor. Ön ödemeleri kartlar (Debit) için de destek vermeye başlayacak.
  • Coinmama – Oldukça popüler servislerden biri. Neredeyse tüm ülkeleri destekliyor. Ancak komisyon ücretleri oldukça yüksek. 150$’a kadar kimlik doğrulaması gerekmiyor. Komisyon oranı ise %6-7 seviyesinde.
  • SatoshiTango – Güney Amerika merkezli bir şirket. Visa kredi ve debit kart desteği sunuyor. Kimlik doğrulaması gerektiriyor.

Kredi kartıyla Bitcoin alınır mı? Evet alınır ama…

Kredi kartıyla Bitcoin almanın zararları

Burada altını çizmek istediğim birkaç önemli nokta var. Şimdi madde madde kredi kartıyla Bitcoin almanın sakıncalarından bahsedeceğim. Hak vereceğinizi düşünüyorum.

Kredi kartıyla Bitcoin almak, bu işlerle uğraşan birinin pek fazla tercih etmeyeceği bir yöntem. Aşağıdaki sebepleri okuyunca hak vereceksiniz. Kredi kartıyla Bitcoin almak daha çok, sektöre yabancı olanlar, “alayım kenara atayım” şeklinde düşünen küçük ve orta ölçekli yatırımcıların tercih edeceği bir yöntem.

  • Bankaların döviz kuru oranları, piyasadan bir miktar daha yüksek oluyor. Yani piyasada 1 TL = 3$ iken, bankanın dolar kuru 1 TL = 3.2$ şeklinde olabiliyor. Dolayısıyla piyasadan daha yüksek bir kurla dolar almış oluyorsunuz. Daha fazla para ödemiş oluyorsunuz.
  • Kredi kartıyla Bitcoin satışı yapan internet sitelerinin büyük bir çoğunluğunda ekstra komisyon oranları oluyor. Normalde banka havalesi ile Bitcoin alırken komisyon oranları %1-5 arasında değişirken, kredi kartında bu oran %5-10 arasına yükseliyor.
  • Kredi kartıyla Bitcoin satan internet sitelerinin, Bitcoin transfer ücretleri de diğer platformlardan daha yüksek oluyor. Siteler hem satış komisyonu hem de transfer ücretlerinin yüksekliği ile aşırı kar ediyor.
  • Bazı yabancı internet sitelerinin ödeme sistemleri, Türkiye’deki bankaların kredi kartlarıyla uyumlu olmayabiliyor. Kredi kartınızda limit olsa bile, alışveriş işlemi gerçekleşmeyebiliyor.
  • Son olumsuz özellik ise, yine bazı sitelerin üyelik onayı istemeleri. Durum böyle olunca onay işlemleri bazen iki güne kadar uzayabiliyor.

Kredi kartıyla nasıl Bitcoin alınır, kredi kartıyla Bitcoin alınır mı, kredi kartıyla Bitcoin satan internet siteleri gibi sorulara cevap verebildiğimi düşünüyorum. Konu hakkında sorunuz olursa, yorumlar bölümünden yazmaya çekinmeyin. Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir.

PAYLAŞMA SEÇENEKLERİ